Smyrna Agorası'nda 2 Bin Yıllık Su Kanalı Akmaya Devam Ediyor
İzmir'deki Smyrna Agorası kazılarında, Roma döneminden kalma 2 bin yıllık su kanalı hala aktif durumda. Çalışmalar, üç yeni mekan ve daha önce görülmemiş duvar resimlerini de gün yüzüne çıkardı.
İzmir'in tarihi kalbinde yer alan Smyrna Agorası, geçmişin derin izlerini bugüne taşıyor. Roma İmparatorluğu döneminde kentin alt mahallelerine su sağlamak amacıyla inşa edilen antik kanal, aradan geçen 2 bin yıla rağmen kesintisiz bir şekilde akmaya devam ediyor. Kazı ekibi, kanalın 150 metrelik bölümünü titizlikle takip ederek kaynağını belirlemeye çalışırken, Agora'da daha önce keşfedilmemiş üç yeni yapı ve çarpıcı duvar resimlerine de ulaştı.
Yeni Keşifler ve Kanalın Gizemi
İzmir'in tarihi merkezindeki arkeolojik çalışmalar, Smyrna'nın binlerce yıllık geçmişine dair yeni pencereler açıyor. Smyrna Agorası'nda bulunan Roma dönemi su kanalı, iki bin yıl sonra bile işlevini sürdürüyor. Kazı ekibi, suyun kaynağını tespit etmek amacıyla kanalın 150 metrelik kısmını inceledi. Eldeki verilere göre, suyun Agora'nın güneyinde yer alan Namazgah Hamamı ve Kurşunlu Cami civarındaki bir pınardan geldiği düşünülüyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izniyle, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi adına yürütülen bu önemli kazıların ana sponsorluğunu üstleniyor. Büyükşehir Belediyesi, 2025-2027 döneminde Smyrna Agorası ve Antik Smyrna Tiyatrosu kazılarına toplam 34,5 milyon lira destek sağlayacak. Ayrıca 2026 yılında 16 farklı arkeolojik kazıya 19 milyon 665 bin 625 lira kaynak ayırdı.
Kazı Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy, Roma döneminde Smyrna'nın su ihtiyacının pınar bağlantılı kanallar aracılığıyla karşılandığını vurguladı. Ersoy, “Yaklaşık 2 bin yıldır akan bir sudan bahsediyoruz. Kaynağını henüz tam olarak belirleyemedik. Güneyimizde bulunan Namazgah Hamamı bölgesinde bir pınar olabileceğini düşünüyoruz. Suyun yaklaşık 150 metrelik bir güzergahla Smyrna Agorası'na ulaştığını gözlemliyoruz” ifadelerini kullandı. 2026 yılı kazıları sırasında, geçen yıl ortaya çıkarılan mozaik tabanın devamında üç yeni mekan keşfedildi. Bu mekanlardan ikisinin tabanı mozaiklerle, birinin tabanı ise mermer döşemelerle kaplı. Ayrıca, Agora ve Smyrna Tiyatrosu çevresinde daha önce hiç rastlanmayan duvar resimleri de gün yüzüne çıkarıldı. Ersoy, bu yapıların Efes'teki Yamaç Evleri'ne benzer özellikler taşıdığını ve kamusal bir fonksiyona sahip olabileceğini belirtti. “İlk kez bu mekanlarda duvar resimlerine ulaştık. Bugüne kadar Smyrna Agorası'nda ve tiyatro çevresinde hiç karşılaşmamıştık” diyen Ersoy, kazıların bu mekanların devamında sürdürüleceğini ifade etti.
Geç Antik Çağ Dönüşümü ve Gelecek Hedefler
Yeni ortaya çıkarılan mekanların MS 5. ve 6. yüzyıllara, yani Geç Antik Çağ'a tarihlendiği belirtiliyor. Prof. Dr. Akın Ersoy, Roma İmparatorluğu'nun 395 yılında bölünmesi ve Hristiyanlığın yayılmasıyla kentlerin yapısında önemli değişiklikler meydana geldiğini ve bu yeni buluntuların Smyrna'nın bu dönüşüm sürecine ışık tuttuğunu dile getirdi. Kazı ekibi, mozaikli mekanların araştırılmasının ardından daha önce tespit edilen Hamam-Gymnasion yapısına odaklanacak. Bu bölümde, Osmanlı katmanlarının altında Gymnasion'un mekânsal düzenlemesi incelenecek. Prof. Dr. Ersoy, günümüzdeki Kemeraltı'nın sosyal, kültürel ve ticari kimliğinin köklerinin Smyrna Agorası'na kadar uzandığını vurguladı. Antik Smyrna Limanı'nın zamanla dolmasıyla ticari ve sosyal hayatın Kemeraltı'na kaydığını belirten Ersoy, “Buradaki sosyal, kültürel ve ticari hafıza yavaş yavaş Kemeraltı'na taşınıyor. Mekanın bir hafızası var. Bu hafıza bugün dünyanın en büyük açık hava alışveriş merkezlerinden biri olan Kemeraltı'na ulaşıyor” şeklinde konuştu.
Kazı çalışmalarının önemli hedeflerinden biri de Kadifekale eteklerinde bulunan 20 bin kişi kapasiteli Smyrna Tiyatrosu'nu yeniden kent yaşamına kazandırmak. Ersoy, tiyatronun oturma sıralarının önemli bir kısmının günümüze kadar ulaştığını belirterek, “İzmir halkının Smyrna Tiyatrosu'nu beklediğini düşünüyoruz. Enerjimizin önemli bir kısmını buraya yönlendiriyoruz. İzmir'in gelecekte çok önemli bir sosyo-kültürel mekan kazanacağını düşünüyoruz” dedi. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin desteğinin sadece maddi katkıdan ibaret olmadığını, aynı zamanda kazı çalışmalarının kapasitesini de artırdığını ifade eden Ersoy, “Büyükşehir Belediyesi'nin destekleri çok kıymetli, çünkü arkeolojik mirasın ortaya çıkarılmasına ivme katıyor. Bu destek arttıkça, daha fazla grup ve uzmanla çalışma imkanımız oluyor, bu da arkeolojik mirasın gün yüzüne çıkarılmasını hızlandırıyor. Bu açıdan Büyükşehir Belediyesi'nin katkısını çok önemsiyoruz” diye ekledi. Kazı alanında arkeolojik mirasın korunmasına yönelik konservasyon çalışmaları da devam ediyor. Özellikle gezi güzergahındaki grafitilere ait sıvaların korunması üzerinde durulurken, Grafiti Salonu'nun bir bölümü belirli saatlerde ziyaretçilere açılıyor. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Turizm Rehberliği Bölümü öğrencileri de staj kapsamında ziyaretçilere Türkçe ve İngilizce dillerinde bilgi sunuyor. Ersoy, İzmir'in arkeolojik mirasının ortaya çıkarılmasının ortak bir sorumluluk olduğunu vurgulayarak, kazılara verdiği destek için İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne teşekkürlerini iletti.
İlgili Haberler

Okul kantinleri tek tek denetlendi

Edremit’te öğrenciler fidanları toprakla buluşturdu

Ankaralılar Balığın En Tazesi İçin Haymana’da Buluşacak

