Zayıflama İğneleri: Mucize Değil, Tedavinin Parçası

Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, obezite tedavisinde kullanılan zayıflama iğnelerinin estetik değil, kronik hastalık tedavisi için olduğunu ve yaşam tarzı değişikliğiyle desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

Zayıflama İğneleri: Mucize Değil, Tedavinin Parçası
4 dakikalık okuma

Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nden Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, son dönemde popülerleşen ve kamuoyunda “zayıflama iğnesi” olarak bilinen GLP-1 ve GIP temelli ilaçlar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Kalkan, bu ilaçların obezite gibi kronik bir hastalığın tedavisine yönelik geliştirildiğini ve estetik kaygılarla kullanılmaması gerektiğini belirtti. Ayrıca, yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmeyen ilaç kullanımının kalıcı bir başarı sağlamayacağının altını çizdi. Obezite tedavisindeki bu yeni dönemin, beraberinde bilgi kirliliğini ve gerçek dışı beklentileri de getirdiğini ifade eden Kalkan, güncel bilimsel veriler ışığında merak edilenleri aydınlattı.

Zayıflama İğnelerinin Etki Mekanizması

Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, zayıflama iğnelerinin çoğunun inkretin bazlı ilaçlar olduğunu aktardı. Kalkan'ın verdiği bilgiye göre, semaglutid ve tirzepatid etken maddeli ilaçlar, bağırsaklardan yemek sonrası salgılanan GLP-1 ve GIP adlı doğal tokluk hormonlarının işlevini taklit ediyor. Bağırsakların artık sadece bir sindirim organı olarak değil, vücudun enerji dengesini düzenleyen önemli bir endokrin organ olarak değerlendirildiğini belirten Kalkan, bu ilaçların pankreastan kan şekerine bağlı insülin salınımını artırdığını, mide boşalmasını geciktirdiğini ve beyindeki iştah merkezlerini etkileyerek tokluk hissini uzattığını açıkladı. Bu sayede günlük enerji alımının azaldığını ifade etti.

Kullanım Şartları ve Yan Etkileri

Kalkan, bu ilaçların birkaç kilo vermek isteyen herkes için uygun olmadığını kesin bir dille belirtti. “Söz konusu ilaçlar estetik amaçla birkaç kilogram vermek için değil, tip 2 diyabet ve obezite gibi kronik hastalıkların tıbbi tedavisi için geliştirilmiştir” dedi. Uluslararası kılavuzlara göre, bu ilaçların yaşam tarzı değişikliğinden yeterli fayda göremeyen, beden kütle indeksi (BKİ) 30 kg/m² ve üzerinde olan veya BKİ'si 27 kg/m²'nin üzerinde olup hipertansiyon, dislipidemi, uyku apnesi ya da kardiyovasküler hastalık gibi obeziteye eşlik eden en az bir hastalığı bulunan erişkinlerde kullanılması öneriliyor. Tedavinin mutlaka hekim kontrolünde yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Zayıflama iğnelerinin, diğer ilaçlarda olduğu gibi yan etkileri olduğunu ifade eden Kalkan, özellikle tedavinin ilk haftalarında bulantı, kusma, ishal ve kabızlık gibi sindirim sistemi şikayetlerinin görülebileceğini söyledi. Bu yan etkilerin genellikle ilk 4-8 haftada ve doz artırımı dönemlerinde ortaya çıktığını, vücut ilaca uyum sağladıkça azaldığını belirtti. Belirli tiroid kanseri öyküsü, ciddi pankreatit, tip 1 diyabet, gebelik ve emzirme gibi durumlarda ilaçların kullanılmaması veya çok yakın takip gerektirdiğini, uygunluğun hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini ekledi.

Beslenme ve Kilo Kaybı Kalitesi

Beslenme düzeninin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Kalkan, küçük porsiyonlarla beslenmenin, yavaş yemek yemenin, özellikle doz artırım dönemlerinde yağlı ve kızartılmış besinlerden kaçınmanın bulantıyı azaltabileceğini dile getirdi. Kabızlık yaşayan bireylerde sıvı ve lif alımının artırılmasının; ishal durumunda ise yağlı ve çok baharatlı besinlerin sınırlandırılmasının faydalı olabileceğini, gün içine yayılan yeterli sıvı tüketiminin önemini hatırlattı. Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, ilaçlarla verilen kilonun yalnızca yağ dokusundan oluşmadığına dikkat çekerek, “Başarılı bir kilo kaybında önemli olan sadece tartıdaki düşüş değildir. Asıl önemli olan kaybedilen ağırlığın ne kadarının yağdan, ne kadarının kas dokusundan geldiğidir” dedi. İştah azalmasıyla birlikte protein alımının düşmesinin kas kaybını artırabileceğini belirten Kalkan, Semaglutid ile yapılan STEP 1 çalışmasının vücut kompozisyonu analizinde kaybedilen ağırlığın yaklaşık yüzde 35-40’ının yağsız dokudan, yani kas dahil dokulardan geldiğini gösterdiğini aktardı. Kas dokusu kaybının bazal metabolizma hızını düşürebileceğini ve ilerleyen dönemde kilo geri alımını kolaylaştırabileceğini vurguladı.

İlaç Bırakıldığında Kilo Geri Alımı ve Uzun Vadeli Riskler

Kalkan, bilimsel çalışmaların ilaç bırakıldıktan sonra kilo geri alımının sık görüldüğünü ortaya koyduğunu belirtti. STEP 4 ve SURMOUNT-4 çalışmalarında, ilaca devam eden bireylerin ağırlık kaybının sürdüğü, tedaviyi bırakan gruplarda ise belirgin kilo geri alımı yaşandığı görüldü. Kalkan, bu geri alımın irade eksikliğinden değil, biyolojik bir sürecin beklenen sonucu olduğunu, kişilerin ilacı bıraktığında hem daha fazla açlık hissettiğini hem de daha az enerji harcadığını açıkladı. Bu durumun, obezitenin kronik ve tekrarlayan bir hastalık olduğunu bir kez daha gösterdiğini söyledi. Tekrarlayan kilo verme ve geri alma döngülerinin zamanla vücut kompozisyonunu olumsuz etkileyebileceğini belirten Kalkan, özellikle ileri yaşlarda sarkopenik obezite riskine dikkat çekti. Asıl kritik noktanın uzun vadede ortaya çıktığını ifade eden Kalkan, “İlaç bırakıldığında geri alınan ağırlık daha çok yağ dokusundan oluşur; kaybedilen kas ise aynı kolaylıkla geri kazanılmaz. Bu nedenle tekrarlayan verme-geri alma döngüleri zamanla vücuttaki yağ oranının artmasına ve kas oranının gerilemesine yol açabilir” uyarısında bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, “Özellikle ileri yaşta ve sık tekrarlayan döngülerde bu durum; kas kütlesi ve gücünün azaldığı, buna karşın yağ oranının yüksek olduğu ‘Sarkopenik obezite’ tablosuna zemin hazırlayabilir” dedi.

İlgili Haberler

Evcil Hayvanlar Çocuklarda Yalnızlığı Azaltıyor

Evcil Hayvanlar Çocuklarda Yalnızlığı Azaltıyor

Mevlid Kandili: Peygamber Sevgisini Yenileme Fırsatı

Mevlid Kandili: Peygamber Sevgisini Yenileme Fırsatı

Aşırı Sıcaklar Beyin Kimyasını Değiştiriyor

Aşırı Sıcaklar Beyin Kimyasını Değiştiriyor

Şiddet Yükselişi: Medya ve Kültürel Etkiler

Şiddet Yükselişi: Medya ve Kültürel Etkiler