Yaşlanma Korkusu: Kırışıklıklardan Öte Bir Anlam

Uzmanlar, yaşlanma kaygısının sadece fiziksel değişimlerle değil, sevilmeme ve değer görmeme inancıyla derin psikolojik bağları olduğunu belirtiyor.

Yaşlanma Korkusu: Kırışıklıklardan Öte Bir Anlam
4 dakikalık okuma

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, insanların yaşlanma sürecine yönelik duydukları korkunun ardındaki psikolojik nedenleri aydınlattı. Yalçın'a göre, bu korkunun kökeninde sıklıkla yaşlandığında sevilmeyeceği veya değersizleşeceği düşüncesi yatıyor.

Yaşlanmanın getirdiği fiziksel değişiklikler veya zamanın hızına dair düşüncelerin doğal olduğunu belirten Yalçın, “Zira yaşlanma, insanın zamanın sınırlılığını hatırlatır. Ancak bu endişe, kişinin yaşamını ele geçirdiğinde ciddi bir psikolojik soruna dönüşebilir” dedi. Yalçın, sürekli aynaya bakma, yeni oluşan bir çizgi ya da kırışıklık nedeniyle aşırı kaygı duyma, yaşını gizleme, fotoğraf çektirmekten kaçınma veya genç görünmek adına estetik uygulamalarla aşırı meşgul olmanın, sadece yaşlanmayı sevmemekten öte bir durumu işaret edebileceğini vurguladı. Bu noktada sorulması gereken asıl sorunun, kişinin gerçekten yaşlanmaktan mı yoksa yaşlandığında sevilmeyeceği, beğenilmeyeceği veya değer görmeyeceğine mi inandığı olduğunu ifade etti.

Yaşlanmaya Yüklenen Anlamın Gücü

Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, yaşlanma korkusunu belirleyen faktörün yaşın kendisi değil, yaşlanmaya atfedilen anlam olduğunu belirtti. İnsanların yaşlanmanın fiziksel gerçekliğine değil, ona yükledikleri sembolik anlamlara tepki gösterdiğine dikkat çekti. Yalçın, “Bazıları için yaş almak olgunlaşmak, deneyim kazanmak ve kendini daha iyi tanımak anlamına gelirken, kimileri için güzelliğin, çekiciliğin, üretkenliğin veya toplumsal değerin azalması demektir” şeklinde konuştu. Öz değerini yıllarca gençlik, fiziksel görünüm, başarı veya başkalarının takdiri üzerine inşa etmiş bireylerde yaşlanmanın daha tehditkar algılanabileceğini ekledi. Çünkü bu durumda yaşlanma, sadece bedensel bir dönüşüm değil, aynı zamanda kişinin kimlik algısını da sarsan bir süreç haline gelebilir.

Sosyal medyanın idealize edilmiş güzellik standartlarını sürekli göz önüne sermesi nedeniyle yaşlanma kaygısının arttığını belirten Yalçın, araştırmaların görünüm odaklı sosyal medya içeriklerinin beden memnuniyetini olumsuz etkilediğini gösterdiğini aktardı. “Eskiden insanlar kendilerini sınırlı sayıda kişiyle kıyaslarken, günümüzde yüzlerce filtrelenmiş görüntüyle karşılaştırıyor. Üstelik artık sadece başkalarının değil, filtrelenmiş kendi görüntümüzün de etkisi altında kalıyoruz. Kırışıklıkları, gözenekleri ve cilt kusurlarını dijital olarak silmeye alışan kişiler, filtre kapandığında gerçek yüzlerini kusurlu algılamaya başlayabiliyor. Böylece filtreler yalnızca görüntüyü değil, normal kabul edilen görünüm algısını da değiştirebiliyor” dedi.

Kayıp Korkularının Birleşimi

Yaşlanma kaygısı ile ölüm kaygısı arasında güçlü bir bağ bulunsa da, Yasemin Yalçın, yaşlanma korkusunu yalnızca ölüm korkusuna indirgemenin eksik kalacağını vurguladı. Yalçın, çoğu zaman kişiyi endişelendirenin ölümün kendisi değil, ölümden önce yaşanacağı düşünülen kayıplar olduğunu ifade etti. Sağlığı kaybetme, bağımsızlığını yitirme, fiziksel çekiciliğin azalması, eşi tarafından istenmeme veya toplum tarafından görünmez hale geleceği inançlarının bu korkuların başında geldiğini dile getiren Yalçın, bu sebeple yaşlanma korkusunun, farklı kayıp korkularının birleşiminden meydana geldiğini belirtti.

Otuzlu ve kırklı yaşlarda yaşlanma hissinin daha belirgin hale gelebildiğini söyleyen Yalçın, “İlk beyaz saçlar, kırışıklıklar ve metabolizmadaki değişimler zamanın geçişini somutlaştırır” dedi. Ancak bu dönemde yaşanan kaygının sadece fiziksel değişimlerle ilgili olmadığına değinen Yalçın, birçok kişinin bu yaşlarda geçmişine dönüp hayatını sorgulamaya başladığını aktardı. “Hayal ettiğim yaşamı yaşayabildim mi?”, “Yanlış seçimler mi yaptım?”, “İstediğim ilişkiyi kurabildim mi?”, “Hayatım böyle mi devam edecek?” gibi sorgulamaların yaşlanma kaygısına eşlik edebileceğini ve bu nedenle orta yaş krizini sadece estetik kaygılar üzerinden değerlendirmenin eksik kalacağını ifade etti.

Estetik Tercihler ve Kaygı İlişkisi

Bir kişinin görünümünde hoşlanmadığı bir noktayı değiştirmek istemesinin tek başına psikolojik bir sorun olmadığını belirten Yasemin Yalçın, önemli olanın yapılan işlemin kaygıyı gerçekten azaltıp azaltmadığı olduğunu söyledi. Yalçın, “Kişi ‘burnumu yaptırırsam rahatlayacağım’ diye düşünüp operasyon sonrasında bu kez göz altı, çene, kırışıklık veya başka bölgelerle yoğun şekilde meşgul olmaya başlıyorsa, estetik artık özgür bir tercihten çok kaygıyı yönetme aracı haline gelmiş olabilir” dedi. Özellikle beden dismorfik bozukluğunda kişilerin, başkalarının fark etmediği veya çok az fark ettiği görünüm kusurlarıyla yoğun biçimde uğraşabildiğini ve bu nedenle kozmetik işlemlerin çoğu zaman kalıcı psikolojik rahatlama sağlamadığını ekledi.

Yoğun yaşlanma korkusunun, depresyon ve anksiyete belirtileriyle birlikte görülebileceğini paylaşan Yalçın, ancak yaşlanma korkusunun doğrudan panik atağa neden olduğunu söylemenin doğru olmadığını belirtti. Yalçın, “Kişi sürekli ‘hasta olacağım’, ‘kontrolü kaybedeceğim’, ‘artık güzel değilim’ ya da ‘öleceğim’ gibi düşünceler etrafında zihinsel olarak dönüp duruyorsa, bu durum mevcut kaygı bozukluklarını besleyebilir. Bazı kişilerde yaşlanma, aslında var olan genel anksiyetenin üzerine yerleşen bir tema haline gelir” açıklamasını yaptı. Genç görünme isteğinin klinik açıdan değerlendirilmesi için zihinsel meşguliyet, yoğun sıkıntı ve işlev kaybının önemli ölçütler olduğunu kaydeden Yasemin Yalçın, sabah uyanır uyanmaz aynaya bakmak, fotoğrafları sürekli büyüterek kusur aramak, çevresindekilere sık sık “Çok yaşlı mı görünüyorum?” gibi sorular yöneltmenin psikolojik değerlendirme gerektirebileceğini ifade etti.

İlgili Haberler

Evcil Hayvanlar Çocuklarda Yalnızlığı Azaltıyor

Evcil Hayvanlar Çocuklarda Yalnızlığı Azaltıyor

Mevlid Kandili: Peygamber Sevgisini Yenileme Fırsatı

Mevlid Kandili: Peygamber Sevgisini Yenileme Fırsatı

Aşırı Sıcaklar Beyin Kimyasını Değiştiriyor

Aşırı Sıcaklar Beyin Kimyasını Değiştiriyor

Şiddet Yükselişi: Medya ve Kültürel Etkiler

Şiddet Yükselişi: Medya ve Kültürel Etkiler